Pages

30 Ağustos 2018 Perşembe

Ego Sum Qui Sum

Caspar David Friedrich - On Board A Sailing Ship
Çık.3:13 Musa şöyle karşılık verdi: "İsrailliler'e gidip, 'Beni size atalarınızın Tanrısı gönderdi' dersem, 'Adı nedir?' diye sorabilirler. O zaman ne diyeyim?"
Çık.3:14 Tanrı, "Ben Ben'im" dedi, "İsrailliler'e de ki, 'Beni size, Ben Ben'im diyen gönderdi.'     Tevrat - Eski Ahit - Mısır'dan Çıkış (3:13; 3:14)
Ben dünyaya fırlatılmış bir bilincim. Varoluşçular benim için özgürlüğüne mahkum biri diyorlar. Oysa ben sınırsız bir esaretten başka bir şey göremiyorum. Yoksa ben madalyonun öteki yüzünden mi bakıyorum? Bende bir irade var mı? Bir seçim yapabilir miyim?

Yaşamın Temsili
Dünyada insan saçılım gösteren parçacıkların hareketleri gibi davranır. Milyonlarca parçacığın durmadan birbirine çarparak hareket ettiğini düşünün. Bu parçaların etkileri bağımsız olabileceği gibi, bileşik de olabilir. Ayrıca bu etkiler asla standart değildir. Peki bu parçacıklar ile kastedilen nedir? Bu parçacıklar bir insanı belirli bir anda etkileyen bilinç dahili ve bilinçdışı her şeydir.

Birey, sürekli birbirine çarpan bu parçacıkların olduğu dünyaya fırlatılmıştır. Sürekli çarpışıp durduğu tüm o her şey; O'nu ve davranışlarını belirler. Yoksa mutlak bir determinizmden mi bahsediyoruz? İradesi olmayan bir insan var karşımızda. 

İlk önce genetiğimiz vardı. Her şeyden önce ve ilk başta genetik. Bu boylu, şu renk gözlü ve şu biçimlerde bir yüzle vs. vücut buldunuz. Sayılamayacak derecede tüm bu ayrıntılar sizin parçacık olarak fırlatıldığınız yaşamınızda gidiş yönünüzü belirleyecek. Uzun süredir dünyada oradan oraya çarpışarak yol alan parçacıklar zaten sizin aldığınız yöne göre sizi yorumlamayacaklar mı?! Siz siz olduktan sonra; buna göre değerlendirilirsiniz. Varoluşunuz kanıtlandıktan sonra şimdi özünüzün oluşmasına geldi sıra. Yaşadığınız şehrin iklimi, ailenizin eğitim seviyesi ve görgüsü; çocukluğunuzu ve gençliğinizi geçireceğiniz muhit; sonra yaşamınıza değecek tüm o insanlar özünüzü biçimlendirip değiştirmeye başladı. Söyler misiniz sahi siz kimsiniz ve neden böyle biri oldunuz? Ne çok seçimler! yaptıktan sonra geldiğiniz bu noktada; siz tüm bu size çarpıp duran o şeylerden ayrı düşünülebilir misiniz? 

Şimdi bir an sonra yapmayı düşündüğünüz şeyi düşünelim. Varsayalım bugün sinemaya gidip gitmeme konusunda bir kararsızlık yaşıyorsunuz. Sinemaya gidebilirsiniz de, gitmeyebilirsiniz de. Gerçekten de hiç belli değil. Sizi çok iyi tanıdığını söyleyenler bile ikiye bölünmüş durumda. Ne yapacağınızı kendiniz bile kestiremiyorsunuz. ama sonuçta bugün bittiğinde sinemaya gitmiş veya gitmemiş olacaksınız. Hiç kimse tarafından en ufak bir ihtimalle dahi olasılığı kestirilemeyen bu iki davranış biçiminden hangisini seçeceğinizin bilinmezliği gerçekten bir özgür iradeyi mi gösterir? Bana kalırsa sizin sonuçta sinemaya gidip gitmeyeceğiniz bellidir. Bugün içinde sinemaya gitme düşüncesi ile yaşamanız bile aslında sizi güdüleyen güçlü bir birikimin göstergesi zaten. Seçimin mantıklı olup olmaması önemli değil. Olasılıklarının bilinmezliği de önemli değil.

Bizim dünya hakkındaki yorumlarımızda gördüğümüz bir hakikat var. Birey olarak değil ama grup olarak incelendiğinde insanların belirli tutum ve davranışları sergilemelerine neden olan bazı değişkenler var. Veya bazı durumlar, bazı eylemlerle güçlü bir korelasyon gösteriyor. Mesela, varoşlarda, banliyölerde suç oranında artış olur. Varoşlarda doğmuş biri suç makinesi olmaya mı karar vermiştir? Suç makinesi veya suçlu olmaması onun elinde miydi? Töre cinayetleri denen geri kalmışlık neden sadece bazı yörelerde yaygın? Bunu onlar isteyerek mi devam ettiriyor? Elbette, bir yöredeki veya banliyö, varoştaki her kişi suç potansiyelli olamaz. Zaten söylediğim gibi bu bireysel olarak genelleştirilemeyen ama toplu halde incelendiğinde gözlemlenebilen tutum ve davranışlar olarak kayda geçirilebiliyor. 

Şimdi tekrar başa dönelim. Biz, yani yaşayanlar... Birbirine çarpışan milyarlarca insan ve milyarlarca ve milyarlarca diğer başka her şeyin de ilave olarak bize çarpışması. İnsanın en çok kendi çevresinden etkilenmesi; bize çarpan şeylerin, öncelikle yakınımızdaki parçacıklar olmasından ileri geliyor olamaz mı? Toplumsal fay hatları da böyle oluşmuyor mu? Buna toplumsal evrim diyemez miyiz? Tıpkı evrimsel biyoloji gibi; izole toplumlar; kaynaşan toplumlar; emperyalist toplumlar da benzer şekilde kaynaşıp; bireyin gidişatını belirlemiyor mu?

Öncelikle kendi yörenizdeki hava durumundan etkilenirsiniz. Dışarı çıkarken buna göre giyinirsiniz. Kutuplardaki parçacıklardan yalnızca biri olan soğuk hava şimdilik sizi alakadar etmemektedir. (Öyle görünür sadece. Bunu açmak konuyu bulanıklaştırır. O yüzden sadece yakın çevrenin gücünü vurgulamak için es geçiyorum) Aileniz ve okulunuz size doğrudan bir kimlik kazandırmak için sürekli etkileşim altında kaldığınız büyük parçacıklardandır. 

Şimdi sırada ne var biliyor musunuz? Sürekli dünya hakkında yakınmaya başlayacaksınız. Diğer insanlar neden böyle deyip, sızlanıp duracaksınız. Bunu yapmayın diyemem size. Bu sizden beklenen bir davranış. Zaten beklenmeyen veya doğal olmayan bir davranış olamaz. Bunu, size benim belirtmem de benim olağan davranışım. Bunu yapmaktan geri kalamazdım anlayacağınız. Her neyse, şimdi siz bu yakınmalarınızla, olağan olarak bu şekilde olmuş bir birey veya toplumlar hakkında laf ebesi yapmaktan başka bir halta yaramıyorsunuz. Aslında yarıyorsunuz; sizi duyuyorlarsa, siz bir parçacık olarak onlara bu çarpışınızla onların yönünü değiştirebilirsiniz. 

Ama yine de yakınmalarınız boşunaydı. Çünkü dünyada olması gereken şeyler olur. Daha iyi bir dünya düşünemiyorum. Hepimiz boş konuşmaya devam edeceğiz. Zaten, Stirner demiyor mu: "Her sözcük boş laftır; en büyük boş laf Biricik'tir. Biricik ifade edilemeyendir", diye.

1 yorum:

  1. Harika bir yazi olmus . Sonraki yazinizi heyecanla bekliyorum. Mumkunse kitap tavsiye edebilir misiniz ?

    YanıtlaSil