Pages

28 Şubat 2011 Pazartesi

Belki de Bu Dünya Başka Bir Gezegenin Cehennemidir



Aldous Huxley'in diyalektiği tersine çevirmesi ile ortaya çıkmış felsefi bir yaklaşım. Eğer doğru veya gerçek olan için bir olasılık tablosu çıkarılsa bu önermenin en olası olduğunu belirtirim.


Çünkü, insan algısı o denli dar ki (bourns humain de'l spirit - voltaire), hiçbir gerçeği ayırt edemeyecek şekilde dizayn edilmiş. Tüm bu kompleks ve fraktal yapının içinde nispi doğrular arıyor ve hataya düştüğü nokta bu kıyas gerçekleri, salt bir gerçek olarak algılaması.

Şöyle düşünün. Albert Camus'nun "Veba" adlı romanında şöyle diyor; veba salgınını Tanrı'ya ulaşmak için bir yol gibi düşünen Habeşli hristiyanlar, vebalı örtülere sarınıyorlarmış. Fakat Maya'ların bulunduğu coğrafyada yıldırımlar Tanrı'nın gazabı olarak nitelendirilmiş. Değişkenliği görüyor musunuz?

Şimdi elinizi vicdanınıza koyun. Diyelim ki budist topraklarda doğdunuz. Kaçınız müslümanlığı akıl ve irade yoluyla bulabilirdi? Teknolojinin ve iletişimin bu denli ileri olduğu Avrupa'da kaç insan din değiştirebiliyor? Kaçı bir çıkarsama yapıyor?


Şimdi, ben de diyorum ki bu kadar kompleks bir yapının içinde enerjisini nereden aldığı belli olmayan bu yalnız gezegenin varlıkları en büyük cezaya çarptırılmıştır ve sanırım bizler bir başka evrenin günahkarlarıyız ve cehennemde belirsizlikler içinde can çekişiyoruz.


1 of 2


 2 of 2

(İngilizce alt yazılıdır)



27 Şubat 2011 Pazar

Tarih Tutunamayanlar'ın Hayat Hikayeleri ile Doludur


Kaşgarlı Mahmut'un Dünya Haritası


Kişisel gelişim kitaplarında falan da görürsünüz. "Bir şeyi yeterince istersen olur".

Fakat bana kalırsa, "Tarih, Tutunamayanlar'ın hayat hikayeleri ile doludur". Bize hep başarmışların hayat hikayeleri anlatılır ki, hayatın akışı içerisinde eriyebilelim; kaybolalım böylelikle. İşte bu motivasyon amaçlı girişimler, koskoca bir dünya halkının afyonudur.

Bu konuyu açıklamak için, Nassim Nicholas Taleb'in, "Siyah Kuğu" kitabından yola çıkalım. Kitapta, New York'daki lüks restoranlar ve bunların kazancı dile getirilmiştir. Der ki Taleb; ne kadar övülse de bu şaşaalı restoranlar aslında, sayısız başarısız restoran denemesinin son halleridir. Herkes bu restoranlara bakıp, ticari bir deha görmeye çalışır. Fakat çoğunlukla bu rastsal bir başarıdır.

Fakat yine de en güzel örnek, Abraham Lincoln biyografisidir. Bilirsiniz ya da duymuşsunuzdur; bu merhum Abd Başkanı'nın hayat hikayesini. Atlattığı zorluklar anlatılıp; başarıya ulaşan yolda nasıl da ilerlediğini, insanları yüreklendirmek için örneklendirirler. Ama tarih, Abraham Lincoln'lerin değil, Tutunamayanlar'ın, hayat hikayeleri ile doludur. Ama bu yazıyı okuyanlar, uğraşıp didinmekle her zaman kazanımların elde edileceğini sanır. Bilmez ki uğursuz tarih, kazanamayanları, yani Oğuz'cuğum Atay'da olduğu gibi, Tutunamayanların hayat hikayelerini asla anlatmaz. Onları pas geçer. Halbuki Tutunamayanlar'ı, başarıyı yakalayanlara oranlarsanız, bardağın boş tarafının ne kadar da büyük olduğunu görürsünüz.

Evet, insan hayatı budur. Avuntularla, gerçekleşmeyecek hayallerle, kendini uyuşturup ölüme koşmakla geçer. Abraham Lincoln gibilerin hayat hikayesini anlatmak, insanoğluna yapılabilecek en büyük yanlıştır. Karma felsefesi çoğunlukla yalandır. Geneli görmeye çalışmayan insanlara, atılmış bir başka kazıktır.

Şimdi soruyorum size, emeklilik yaşı hesaplamakla geçecek, ufak oyunlarımızla son bulacak değersiz hayatlarımızda, uğraşıp didinmelerimiz, kaçımızı bir Abraham Lincoln yapacak. Bunu ifade etmek inanın çok zor ama bizler, insanlar, duyduğumuz lüzumsuz hayranlıklarımız, zavallı düşün dünyamızla öteki tarafa göçeceğiz.

Namlı bir bilim adamı, aklı başında bir siyaset adamı, iyi bir müzisyen, başarılı bir oyuncu, zeki bir doktor, atılgan gibi bir avukat olamayacağız çoğumuz.

Tekrar ediyorum;

"Tarih, tutunamayanların hikayeleri ile doludur".




25 Şubat 2011 Cuma

Yazmak Üzerine 2

“Ne bilginler geldi, neler buldular!
Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar.
Hangisi yarıp geçti bu karanlığı?
Birer masal söyleyip uyuyakaldılar”.
Ömer Hayyam

Durmadan yazan bir adam düşünün. Yaşamak yerine yazmak konusunda ısrarcı. Doğru bir seçim var mıdır bu konuda? Hangisi ideal olandır? Yaşamak mı, yazmak mı?

Yazarken, insanların zihinlerine darbeler indirecek kurguları dört duvar arasında ararken, sayfalar çevirirken; sayfalarda geçenleri bir bilim adamı hüviyetinde birbirine katıştırırken, odaklanmaya çalışırken, empati kurmaya, cümleleri besleyip kuvvetlendirmeye çalışırken, “okuyacak” olan ne alemdedir? İşinde gücündedir kimi zaman, vapurda sevgilisiyle kol koladır belki de.

Sen yazarken akıp giden hayatı ıskaladığını düşünüp üzülüyorsan, üzüldükçe daha fazla yazıp daha fazla yara aldığını hissediyorsan ne yapmalısın?

Bütün büyük yazarların tamamına yakını ıstırabının ödülü olarak almışlardır büyük yazarlık payelerini. Peki ya Sen? Sen bu hayatın neresindesin? Tamamlanmamış bir kanaviçe gibi uzanan hayatına bakarken, bir kere daha dünyaya gelmeyeceğini bilerek, farklı veya doğru olanı aramak, ölesiye aramak irrite geliyor bana.

Yazan ve okuyanlar birbirine daha sıkı yaslanması gereken güruhlardır dolayısıyla.

25 Mayıs 2010 Salı

Teorik Yaşamlar Üzerine Deneme 2


1) Aşırı dindar; şimdi böyle bir sıfat olur mu olmaz mı bilmem ama kastettiğimiz teorik kitle, dini öğretilere son derece bağlı, samimi bir inanandır.

Böyle bir insan için yaşamak, önceden kabul edilmiş kurallar bütünüdür ve neredeyse şaşkınlık verebilecek hiçbir şey yoktur. En olağanüstü bir gelişme bile, ne kadar sıra dışı olursa olsun bir şeye bağlanabilir ve neden - sonuç ilişkisi kurulabilir. Dindar insan için kabullenilmiş bir hayat dingin ve düzenli bir hayattır. O yüzden aşırı dindar insanlar, dışarıdan bir tepki gelmediği sürece gayet sıradan, basit ama tadını da çıkararak yaşarlar.

Böyle naif inanan kesim için, frekans hep aynıdır. frekans üzerinde dalgalanmadan gittiği için problemi yoktur. fakat eldeki veriler ve bilgi frekansın bambaşka bir olası salınımda olduğunu göstermektedir. Bu da, dışarıdan gelebilecek olası tepkinin şiddetine göre, frekansın bozulup bozulmayacağıdır. Sonuçta milyonlarca da olsa zihin yapısındaki sebep - sonuç ilişkisi darmadağın edilebilir. O yüzden, dindar bir insan için frekans değiştirmek ciddi problemlere gebedir.

2) Rastsal insan; hayatını tamamen rastgele yaşayan, hiçbir şeyde sebep - sonuç ilişkisi kurmayan insandır. Anlamdan çok bakış açısı önemli olabilir. O kadar serbesttir ki, etki - sonuç ilişkisi kurduğu bir bilgiyi hemen yıkıp darmadağın edebilir ya da değiştirebilir. Dolayısıyla asla tabuları olmayan insandır. Rastsal yaşayan insanın, frekansı hayatın akış frekansına oldukça yakındır. Uyum sağlama başarısı oldukça fazladır diyebiliriz ama "şey"ler arasında kurulmayan neden - sonuç ilişkisi, zihin problemlerine yol açar. bipolar bozukluk, yani manik depresif gibi.

Hali hazırda yine de bütünü kavrayacak bir zihin yapısı olmadığından daima, rüzgarla ilerleyen ama rüzgar esmediği zaman ya da rüzgarın yönünü tayin edemediği zaman vakit kaybeden, acınası duruma düşen insandır.