Pages

3 Ocak 2017 Salı

Kader nedir ve başka bir şey yapılabilir mi?

Vincent van Gogh - Peasant Woman Against a Background of Wheat

"Kişi istediğini yapabilir; ama ne isteyeceğini isteyemez". Arthur Schopenhauer

Bulunduğunuz topluluğa yeni biri katıldığında, bir arkadaşınız eskisi gibi davranmayabilir ve ona şöyle dersiniz: "Bu senin doğal davranışın değil. Yeni birini görünce hemen şımarıyorsun, tavırların değişiyor, başka biri oluyorsun". Ama aslında yeni birini gördüğünde, davranış değişikliğine gitmek aslında onun doğal davranışıdır. Yani, eskisi gibi davran demekle, aslında siz, arkadaşınızın doğal davranışlarına ve tutumlarına engel oluyorsunuz. Sizin yüzünüzden kendi olamıyor. Ama bir dakika durun. Arkadaşınızın yeni birini görüşünde yaşadığı davranış değişikliğine tepki vermek de sizin doğal davranışınız. Dolayısıyla size böyle davranma demek, sizdeki doğal davranış akışına mani olmaktır aslında. Bunu söylememeliydim. Fazla uzatmak istemem ama bunu söylediğim için siz de beni suçlayamazsınız. Size bunları anlatmaya hakkım var. Peki öyleyse doğal davranmak var mıdır? Yani her şey olması gerektiği gibi midir? Bir insan olması gerekenden başka bir şey yapabilir mi?

Peki başa dönelim; siz ilk defa arkadaşınıza doğal davranmadığını, kendi gibi olmadığını söylediğinizde aslında oldukça gerekçeli bir noktaya parmak basmıştınız. Söylediğiniz şey aslında boş değildi. Çünkü arkadaşınız, o bildiğiniz tavrını sergilemiyordu. İşte günlük hayatımızda konuştuğumuz dil; bu birinci seviye (ya da siz nasıl adlandırırsanız) ilişkilerdir. Aslında yaşam bundan daha derin manalar (derin seviyeler) taşır. Ama toplumun değer yargıları arasında kaybolup kendi iç dünyasını keşfetmeye imkan bulamayan bireyler bu saklı dünyayı keşfedemez.

Tüm dünyada canlılar yapması gerekeni yapıyorsa, o zaman eylemler ne ifade eder? Neden bir şey yapıyoruz ve neden bir şey söylüyoruz? Bizim kendimize bakıp, insanlara bakıp bir şeyler söylememizin gerekçesi nedir? Biz neyi değiştirebiliriz? Biz, yaşanan bu küresel tiyatronun kaçınılmaz bir oyuncusuyuz. Bu tiyatrodan ölümle bile kaçamazsın. 

Bütün bunları alt alta topladığımızda suç diye bir şey kalmıyor ve ceza anlamsız oluyor. Sevgiler gerekçeli, duygular değişmeli geliyor. Bir nokta daha ileri gitmek istiyorum; sanırım bunu en iyi kuantum dünyası benzetmesi yapabilirim; bu benzetme bilincin yerinden kalktığı o muazzam fırlatma rampasıdır. Benzetmeyi yapmadan önce, çoğu insan tarafından bilinen, kuantum dünyasındaki basit bir durumu açıklayayım; elektrik dalgalarının dalga ya da parçacık halinde rastgele dağıldığı deney ortamına gözcü eklendiğinde tüm bu olasılıklar, tek bir gerçeğe indirgenir ve elektirk dalgalarındaki bu rasgelelik gözlemlenemez. Bu süperpoze durumdaki halin çöküşü olarak adlandırılır. Kuantum dünyasında yaşananların görsel ablatımı şöyledir;



Bir koltukta sakince oturduğunuzu düşünün... Size bir psikoloji testi verildi ve cevaplarınıza göre size bir davranışsal harita çıkarıldı ve genel olarak kişiliğiniz anlaşılmaya çalışıldı. Sonra bir konuda bir karar almanız istendi. Siz de aldınız. Herhangi bir karardı bu. sonra size başka sorular da soruldu. Her seferinde, verdiğiniz cevaplarla, kişiliğiniz arasında bir bağlantı kurulmaya çalışıldı. En sonunda size dönüp; siz mesela muhafazakar, içe kapanık, sürü davranışı göstermeye meyilli, keyifsiz vs.) olduğunuz için seçenekleriniz bu yönde oldu dendi.

i.) Size karakteriniz hakkında deneyin sonunda söylenenler, o seçenekleri tercih etmezden evvel bildirilseydi, kararlarınız değişmez miydi?

ii.) Bir değerlendirmenin içinde olduğunu anlamak zaten bir miktar karar alma biçiminizi de değiştirmedi mi?

iii.) Size karakteriniz söylenseydi, siz de bunu deneyi yapanların kasti olarak açıkladığını düşünseydiniz ve deneyi yapanların sizi, açıklanan karakterinize göre davranmanızı bekleyeceklerini düşünüp, onları şaşırtmak için başka türlü davranamaz mısınız?

Gördüğünüz gibi bu olasılıklar, kuantum dünyasında olduğu gibi düşündüğünüz anda, bilincinizde yer bulduğu anda, tek bir gerçekliğe iniyor ve diğer tüm olasılıklar çöküyor. Deney yapılan kişiye, yani size, ilk başta bu anket dağıtıldığında ve seçmeniz için seçenekler sunulduğunda aslında kafanızın içinde olasılıklar dünyası cirit atıyordu ama bilinciniz (yani gözlemci) her seferinde, her düşünüşünde olasılıkları yok edip, kendi gerçekliğine indirgeniyordu. Dolayısıyla, insanın kafasında bilinç gözlemcidir ve rastsallığı engeller. Eğer bilince çarpan bir şey olmasaydı, özgür olurduk ve ne yapacağımız bilinmezdi.

Sherlock Holmes dizisinin geçen gün yayınlanan dizisinden bir kesit, meşhur bir kader hikayesi ise şöyledir;

Bağdat'ın ünlü pazarında bir tüccar varmış. Bir gün ona şaşkın şaşkın bakan bir yabancı görmüş ve o yabancının Ölüm olduğunu anlamış. Solgun ve titreyen tüccar pazardan kaçıp çok çok uzaklara Samara şehrine varmış. Orada Ölüm'ün onu bulamayacağından eminmiş. Ama sonunda Samara'ya vardığında tüccar Ölüm'ün dehşet verici silüetini onu beklerken bulmuş. "Pekâlâ," demiş tüccar. "Pes ediyorum. Seninim. Ama söyle bana, beni bu sabah Bağdat'ta gördüğünde neden şaşırmıştın?" "Çünkü," demiş Ölüm... "seninle bu geceki randevum... Samara'daydı."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder