Pages

3 Şubat 2017 Cuma

Şimdinin Geçmişten, Bireyin Toplumdan ve Her Şeyin Her Şeyden Ayrışması


"Atlar bayağı şanslı, çünkü her ne kadar onlar da, bizler gibi, savaşın ceremesini çekiyorlarsa da, hiç olmazsa onu desteklemeleri, gereğine inanır gibi yapmaları beklenmiyor onlardan. Bahtsız, ama özgür atlar!. Galeyan denen o kaltak, maalesef! bize mahsus…" Louis-Ferdinand Celine - Gecenin Sonuna Yolculuk
Goethe'nin Faust adlı eserinde şeytan olan Mefisto, Dr. Faust'a teklifte bulunur:

"Arzularını şimdi yerine getireyim, uzak gelecekte ruhun benim olsun". An, bu yüzden çok önemlidir. Pek çok psikolojik model ve etkileşimler (sürü davranışı, çıpalama etkisi, stres, duygusal faktörler vs.) bireyin davranışının ve tutumlarının belirlenmesinde, An'da yaşadığı etkileşimlerin kuvvetli oluşuna değindir.

Örneğin erteleme hastalığı olarak bilinen "procrastination" da, An'da yaşayan insanın zaafı söz konusudur. Procrastination'dan muzdarip olanların beyninde, bir tane eğlence şebeği gibi bir şey vardı. Ne zaman çalışmak istesek, odaklanmaya karar versek, kafamızdaki o şebek, dur şu videoyu izleyeyim; dur önce bunu bir halledeyim diyerek, eğlenceli gibi gelen bir takım ıvır zıvırla beynimizi dolduruyormuş. Bunun sebebi de, gelecekte, sorumluluğunu yerine getirmediği için acı çekecek kişiliğimizi, şu andaki varlığımızla bağdaştıramıyor oluşumuzmuş. Yani gelecekte, işini yapmadığı için pişmanlık çekecek o kişi, sanki biz olmayacakmışız gibi davranıyormuşuz. Bir bakıma kendi geleceğimizi, kendi benliğimizden ayırarak düşünüyormuşuz. Bu da yaptığımız işi ciddiyetle ele almamızı engelliyormuş. World Economic Forum'da yayınlanan yazıda The Simpsons dizisinden örnek video gösterilmiş; zehirli bir şeyi içmek üzere olan Homer Simpson, başına gelebilecek sorun için, "Bana ne!!! O gelecekteki Homer'ın sorunu" diyebiliyor.



Yaşantımızı sürdürürken bu gerçeğin farkında değiliz gibi görünüyor. Bugünü, dünden ve yarından, An'ı bugünden, özneyi nesneden ayırmak gerekiyor. Yıldızların uzak bir geçmişte kalan ışıklarını görmemiz gibi; kuantum dünyasından bakınca aslında şeylerin birbirine temas etmemesi gibi, zamanın göreceli olması gibi bir gerçek bu.

Fakat yeryüzündeki geçmişimize baktığımızda şöyle bir gerçeğin ayırdına varırız. İnsan hayatı kısadır; insanlık tarihininki ise ucu açık biçimde süregider. Her dönem yaşayan insan ve topluluklar da, çevrelerinde anlamlandıramadıkları şeyler için mutlaka bir izahat getirmeye çalışmışlardır. Bir toplulukta yaşamanın; o An'da olmanın müthiş bir büyüsü ve baskılayıcı, cevaplar bulmaya zorlayıcı gücü olduğunu; biz de artık varoluşumuzla kavrıyoruz; bu kaçınılmaz. Öyleyse ilkel veya modern topluluklarda söylenmiş tüm sözler; uydurulmuş tüm topluluk kuralları, o zamanlar için, yitip giden hayatların gölgesinde, bir cevap, bazen hayatın anlamı olması açısından kıymetli hevristiklerdi.

Peki bizi cevaplar bulmaya iten; bunlara körü körüne bağlanmamıza neden olan şey neydi? Neden sakince her şeyi olduğu gibi, bil(e)mediğimiz şeyleri göründükleri yerde bırakarak yaşamadık? Neden Olimpos'un zirvelerinde Tanrılar vardı? Neden Thor yıldırımlar gönderiyordu? Neden yeryüzündeki kralı Tanrılar atamıştı başımıza ve neden maviler yeşillerden daha iyi (veya tam tersi) çatışması yaşandı Bizans'ta? Hayatta kalma mücadelemiz, ilkel amigdalamız ve sosyal ilişkilerimiz bizi bunlara zorladı. Kirkegaard'a göre insanlar, hakikati ancak kalabalıklardan kendilerini ayrı tutarak bulabilirler. Schopenhauer'e göre yalnızlığa alışmadan, bağımsız bir birey olunamaz. Cinema Paradiso filminden şöyle bir replik vardır aklımda; "Kalabalıkların aklı yoktur".

Sosyal psikolojinin babası olarak görülen Muzaffer Şerif Başoğlu, ABD'deki çalışmalarında şöyle bir sosyal deney yapmış: Çocuklarla kamp yapmaya gidilmiş. İlk başta çocuklara grupta en çok sevdikleri arkadaşlarının kim olduklarını bir kağıda yazmalarını istemiş. Daha sonra bu çocuk grubunu ikiye ayırmış ve en iyi arkadaşları olabildiğince ayırmaya çalışmış bu gruplarda. Aralarında rekabet, yarışma hiçbir şey olmayan, sadece maviler ve yeşiller olarak isimlendirilmekten başka hiçbir neticesi olmayan bu gruplaşmadan sonra, tekrar çocuklara en sevdiği arkadaşlarının kim olduğu sorulmuş. Çocuklar genelde kendi gruplarından bir başka çocuğu en iyi arkadaşları olarak görmeye başlamışlar.

Neden bir tartışmada yaşanan öğrenme, tantanalı, hararetli iken ve çoğu zaman insanlar arasında bir kutuplaşma yaratırken, bir kitabı okurken, o bilgiye daha çok teslim oluruz? Çünkü kitap okuma yalnız başına gerçekleştirilen ve emek gerektiren bir eylemdir. Ama tartışmalarda, yıkılmak istemeyen duvarlar vardır; çünkü hayat kısadır ve bu zamana kadar tüm o inanışlar o kişiyi, tam da o kişi yapmıştır. Şimdi çıkıp da birinin hakikati söylüyorum diye söylediği tüm o her şey tabii ki zırva olarak karşılanacaktır yüz yüze iken. Ama insanın vicdanının da bir bam teli vardır. Bir düşünce size çok yanlış geliyorsa, önce onu en hararetli savunan/savunmuş kitapları okuyun. Hala o düşünceleri inkar edebiliyorsanız; işte o zaman siz o düşüncelerin üstündesiniz demektir. Aksi takdirde An'ın giderek büyüyen çığı altında kalırsınız.

2 yorum:

  1. Güzel fikirlerini okumaktan uzun süredir keyif alıyorum sevgili dostum. Yazmayı asla bırakmamanı diliyorum.

    YanıtlaSil